TBMM Şanlıurfa ve Kahramanmaraş’taki Okul Olaylarını ve Dijital Riskleri Araştırma Komisyonu’nda konuşan akademisyenler, çocukların yaşadığı şiddet, suç ve dışlanmanın çok boyutlu nedenlerine dikkat çekti. Uzmanlar, dijital alanın yalnızca bir risk değil aynı zamanda fırsat olduğunu vurgularken aile içi çatışma, okul terkleri, ruh sağlığı sorunları ve şiddet içerikli oyunların çocukları suça sürükleyen temel etkenler arasında yer aldığını belirtti.
(TBMM) – TBMM Şanlıurfa ve Kahramanmaraş’taki Okul Olaylarını ve Dijital Riskleri Araştırma Komisyonu’nda konuşan akademisyenler, çocukların yaşadığı şiddet, suç ve dışlanmanın çok boyutlu nedenlerine dikkat çekti. Uzmanlar, dijital alanın yalnızca bir risk değil aynı zamanda fırsat olduğunu vurgularken aile içi çatışma, okul terkleri, ruh sağlığı sorunları ve şiddet içerikli oyunların çocukları suça sürükleyen temel etkenler arasında yer aldığını belirtti.
Şanlıurfa ve Kahramanmaraş’taki Okul Olaylarını ve Dijital Riskleri Araştırma Komisyonu, AK Parti Tokat Milletvekili Yusuf Beyazıt başkanlığında toplandı. Beyazıt, 14 ve 15 Mayıs tarihlerinde Kahramanmaraş’taki okul saldırısında hayatını kaybeden öğrencilerin ailelerine taziye, yaralı öğrencilere ise geçmiş olsun ziyaretinde bulunacaklarını ifade etti.
Toplantıda Ankara Üniversitesi Çocuk Sağlığı Ve Hastalıkları Anabilim Dalı’ndan Prof. Dr. Betül Ulukol, İstanbul Bilgi Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Bölümü’nden Prof. Dr. Pınar Uyan Semerci, Hacettepe Üniversitesi Eğitim Fakültesi’nden Doç. Dr. Nilüfer Koçtürk ve Medeniyet Üniversitesi Çocuk ve Ergen Ruh Sağlığı’ndan Doç. Dr. Alperen Bıkmazer sunum yaptı.
“DÜNYADA BİR ÇOKLU KRİZLER ÇAĞINDAYIZ”
Prof. Dr. Pınar Uyan Semerci sunumunda şu ifadelere yer verdi:
“2026’da çocuk olmak çok farklı ve bütün o gelen yeni değişik şeyleri çocukların deneyiminden öğrenmeye çalışıyoruz. O yüzden korunmadan aslında biz güvenliğe geçiyoruz. Yani sadece korumak değil çocuğu korurken onun güvenli bir alanına imkan verip onun sesini duyacak bir ortam yaratmak. Sadece Türkiye ile sınırlı olmayan bir biçimde biz çoklu krizler çağı içindeyiz. Pandemi sonrası bambaşka bir şeye evrildi. Genel bir endişe hali var ve bu genel endişe hali yetişkinlerde, toplumda, dünyada olduğu için çocuklar da çok fazla etkileniyorlar. İçinde olduğumuz bütün bu tartışmalar Türkiye’nin her zaman hareketli olan gündeminde çocuğu ve çocuğa odaklanmayı gündemin birinci maddesi tutabilmemiz çok zor. “
“DİJİTALE ERİŞEMEMEKTE CİDDİ BİR YOKSUNLUK”
Semerci, iki yıllık bir süreyi kapsayan TÜBİTAK destekli gerçekleştirdikleri araştırma sonuçlarına ilişkin ise şunları söyledi:
“Buradaki katkımız dijitali biz yeni bir alan olarak tarif ettik. Yani dedik ki bugün yaşadığımız çağda riskleri ve fırsatları koymalıyız. Birincisi çocukların gözünden dijital olan dünya ve dijital olmayan dünya diye bir ayrım yok. Çocuklar için dijital olağan bir durum. Dijital ortam çocukların olağan akışıdır ve dijital ortam sadece sosyal medya değildir. Yani 15 yaş altı sosyal medyayı yasaklamak, yasaklamamak tartışmasının çok ötesinde bir şeyden bahsettiğimizi anlamamız gerekiyor. Yeryüzünde şu an içinde olduğumuz Türkiye ve dünyada var olan eşitsizlikler, sınıfsallıklar, kesişimsel kırılganlıkların hepsi dijitale yansıyor. O yüzden artık dijital dünya yerine biz dijital alan demeye çalışıyoruz.
Bir kere dijital uçurum diye bir bulgumuz var araştırmada. Yani biz şu an dijitalin risklerini konuşuyoruz ama dijitale erişememekte ciddi bir risk ve yoksunluk. Pandemideki bu hani eğitim kayıplarının büyük bir kısmı bundan geldi. Yüksek sosyoekonomik statüde dijital dünyada birçok dil, kodlama, müzik, öğrenme, birçok imkandan daha fazla faydalandıklarını gördük. Düşük sosyoekonomik statü grubunda bunlar farklılaştı. Urfa’da kız çocuklarının durumu da ayrıca bir önemli sorun ve bazı kız çocukları bize dijitalle ilgili olarak evden çıkamama halinde dijital dünyanın ona dış dünyanın kapılarını açmasını anlattı. Bunları söylememiz sebebim şu sadece bir risk değil dijital aynı zamanda bir fırsat.”
“AİLELER ÇOCUKLARINI PSİKİYATRİYE GETİRMEK İSTEMİYOR”
Doç. Dr. Alperen Bıkmazer ise, suçun buzdağının görünen kısmı olduğunu altta ise travma, depresyon, madde kullanımı, gelişimsel bozukluk gibi nedenlerin bulunduğunu söyledi. Bıkmazer, son yaşanan okul saldırılarında da karşılaşıldığı gibi ailelerin çoğunlukla ‘damgalanma’ riski nedeniyle çocuklarını psikiyatriye getirmek istemediklerini belirtti. Ailelerin denetiminin önemine dikkat çeken Bıkmazer, çocuklarda kişisel bilgisayarlara erişimi iki yıl daha erken olan çocuklarda cinsel suçların işlenme oranının daha yüksek olduğunu belirtti. Bıkmazer, Adli Tıp Kurumu’nda yaptıkları çalışmalarda okul terkinin suça sürüklenme ve madde kullanımında risk faktörünü en çok arttıran öğe olduğunu söyledi. İkinci olarak aile içi çatışmaların önemine dikkat çeken Bıkmazer, “Madde kullanımı da ele alınması gereken ortak bir nokta” dedi.
“SUÇA SÜRÜKLENEN ÇOCUKLARIN ÖNEMLİ BİR KISMI OKULA DEVAM ETMİYOR”
Dünyada yapılan araştırmalara göre 15-17 saatleri arasında suç oranlarının arttığını belirten Bıkmazer, okuldan çıkış ile ailenin yanına gitmeleri arasındaki bu sürenin tamamlayıcı sosyal mekanizmalar ile doldurulması gerektiğini de vurguladı. Erken uyarı işaretleri hakkında da bilgi veren Bıkmazer; ölüm ya da şiddet yönünde paylaşımlar, sosyal medyada tehditvari paylaşım, ani davranış değişiklikleri, yoğun izolasyon, takıntılı silah ilgisi, kendine zarar verme çocuklarda dikkat edilmesi gereken davranışlar” dedi.
2022-23 yıllarında yapılan bir araştırmadan örnek veren Bıkmazer, “Suça sürüklenen çocukların yüzde 35’i okula devam etmiyor, ailelerde yüzde 30’u birlikte değil ya da bu süreci sağlıklı yürütemiyor, yüzde 40’ında soyda suç öyküsü bulunuyor. Bunlar olunca potansiyel bir damga vurmak değil, destekleyici birtakım tedbirlerde bulunmak gerekiyor” dedi. Bıkmazer, “Suça sürüklenen çocukların 78’inin oyunlar içinde şiddet içerikli oyunlar oynadıklarını görüyoruz. Çocukların yüzde 20’sinin dizi ya da oyun karakterlerini rol model aldıklarını bunların da şiddet ya da yasadışı eylemlerle ilişkili olduklarını görüyoruz. Şiddet içerikli oyun oynayanların ortalama suç sayısı 8.11 iken şiddet içeriksiz oyun oynayanlardaki ortalama suç sayısı 1.24” diyerek dijitalleşme ve oyun davranışlarının suç ile ilişkisine ilişkin bilgi verdi.
“AİLENİN ÇOCUĞUN EĞİTİMİNDE YER ALMASI ÇOK ÖNEMLİ”
Doç. Dr. Nilüfer Koçtürk ise, sunumunda şunlara değindi:
“Şiddet davranışı bir anda ortaya çıkmıyor burada pek çok faktör olduğu gibi bilişim çağı da bu davranışları şekillendiren faktör oluyor. Saldırganlık bağlamında ele aldığımızda ruh sağlığı sorunları, travma geçmişi, zayıf okul iklimi, akran zorbalığı, aile içindeki disiplin, şiddet, yoksulluk, medyada şiddetin normalleştirmesi kök nedenler arasında yer alıyor. Çocuk dışlandığını hissederse intikam düşüncesi oluşmaya başlıyor. Tanınma, ‘tarihe damga vurmak’ gibi hisler bu saldırganlıklara yol açabiliyor. Dijital oyunlar iştahlı saldırganlık dediğimiz saldırganlık biçimini arttırma riskini barındırıyor. Cinsiyet açısında bakıldığında erkek çocukların daha fazla fiziksel, kız çocuklarının sözsel saldırganlık, itibar zedeleme şeklinde gösterdiğini görüyoruz. Olumsuz akran çevresi gelecek hayatı oldukça etkileyen bir faktör. Şiddetin normalleştirildiği aile yapılarında ileri ergenlik döneminde karşı cinse benzer şekilde davranabilmekte. Ailenin çocuğun eğitiminde yer alması çok önemli. Bunlar yapılmadığında rehberlik servisi çaresiz kalıyor.”
Milletvekilleri konuya ilişkin soru ve görüşlerini akademisyenlere iletti.
Amasya Ses, Şehzadeler Şehri’nden yükselen güçlü sesiyle Amasya’da yaşanan gelişmeleri yakından takip eden, kentin gündemini tarafsız, hızlı ve güvenilir şekilde okuyucularına ulaştıran güncel bir haber platformudur.
Yorum Yap